KADIKÖY’ün SEMBOLÜ BOĞA HEYKELİ

GEZGİN BOĞA HEYKELİ

Kimler kimler buluşmuştur bu heykelin çevresinde yıllardır…Ne hikayeler vardır? Bilmem ki kaç seven kucaklaşmıştır burada? Acaba hep mutlu kavuşmalara, gezmelere, tozmalara, hayırlı alışverişlere mi buluşma noktası olmuştur bu boğacık. NewYork Grand Terminaldeki randevu merkezi nasıl opal saat ise, Kadıköy’ün de boğası aynı şeydir.

Anadolu yakasında oturanlar Kadıköy’de yapmazlar mı; nişandı, düğündü, kınaydı alışverişlerini. Eeeeee  nerede buluşulacak koskoca Kadıköy’de. Boğa’da randevu verilir elbette… Adettendir. Altıyol ne de olsa burası. Burada randevulaşılır sonra bu altı caddeden hangisine gidilecekse gidilir.

Sırf alışveriş için değil, vaktiyle sinemaya gidilecekse de Kadıköy’e gelirdi bizim yakalılar. Gençler bilmezler tabi. AVM mi vardı eskiden. Boğa’da buluşulur Bahariye’ye çıkılırdı.

Çoğunlukla buluşmalara ev sahipliği yapsa da, kimi zaman da protestoların yürüyüşlerin başlangıç noktasıdır boğa. Kimler hangi amaçlar için toplaştı burada kim bilir ? Ne sloganlar atıldı. Ne ideallere ulaşıldı.

Fenerbahçe’nin maçlarında da en çoşkulu yer yine burasıdır oldu bitti. Elbette sarı lacivertlidir bizim boğa. Kadıköy’ün göbeğinde başka hangi takımlı olabilir ki zaten. Maç günlerinde boynunda takımının atkısı sarılıdır. Forma giydiği bile olmuştur.

Boğa bizdendi zaten özel muamele yapılmazdı. Onunla fotoğraf çektirmek de kimsenin aklına gelmezdi. Onu kaybetmek korkusu yoktu çünkü. Zaten akıllı telefonlar da yoktu ki şıp diye çekim yapalım.

Geçen gün uzun zamandan beri ilk defa bir dostumla biz de burada buluştuk. Baktım ki bir yarıştır gidiyor. Fotoğraf çektirmek isteyenler heykelin çevresinde yer kapmaya çalışıyor. Parlamış, altın sarısı olmuş boynuzları ve kafacığı bizim emektar boğa’nın. Çoluk çocuk çevresinde bir kare yakalamanın telaşındalar. Sarılıp sarılıp fotoğraf çektiriyorlar. Ben de yakaladım bizimkini yalnızken tek bir karecik. Nostalji oldum aşka geldim. Yazdım iki satırcık.

Nedir bizimkinin hikayesi diye sorarsanız; Bir rivayete  göre, Sultan Abdülaziz avcılığa, hayvan figürlerine meraklıdır. 1864’de Paris’te yaşayan heykeltraş Isidore Jules Bonheur’a “Dövüşen Boğa” adlı bir heykel yaptırır. Diğer bir rivayete göre ise, 1.Dünya Savaşı’ndan sonra gücün sembolü olan savaşçı heykel, Fransa’dan Almanya’ya oradan da bize gelmiştir.

Artık hangisine inanacağınız size kalmış. Hangisi doğru olursa olsun bilinen tarihte heykelin gezgin olduğu, oradan oraya taşınıp yerleştirildiği bir gerçektir. Dövüşen Boğa sırasıyla, Yıldız Şale Köşkü’nün bahçesine, Beylerbeyi Sarayı’nın bahçesine, Belgrad Ormanları’ndaki Bilezikçi Çiftliği’ne, Spor ve Sergi Sarayı önüne yerleştirilir.  1971 yılında Kadıköy’de Şehremaneti Binasının önüne getirilir. En son olarak da, bizim “Gezgin Boğa” 1987 yıllından beri Altıyol kavşağında yaşamına devam eder.

Gücün sembolü, aslı dövüşen bir boğa da olsa,  benim gözümde “Gezgin Boğa” o…Umarım daha çok uzun yıllar evinde, Kadıköy Altıyol’da sevenleri kavuşturmaya devam eder.