WASHINGTON DC PART 2

WASHINGTON DC GEZİLECEK YERLER

Washington DC kültürel değere sahip, tarihi ve idari binaların yanı sıra, çok sayıda müzeleri ve anıtları olan ve arada dinlenebileceğiniz mis gibi parkları olan bir kent. Çok da derli toplu, kolaylıkla her yere ulaşabiliyorsunuz. Zamanımız çok kısa olduğundan önce tur otobüsüyle gezmeyi düşündük. Sonra baktık ki otobüslerin park yerlerinden özellikle anıtlar bölgesinde yürüyüş mesafesi çok fazla. Onun için haritanın üzerinde kocaman bir daire çizip rotamızı belirledik. Öncelikli ziyaret edilecekler listemizi de elimize aldık. Hadi bakalım ne kadarını yetiştireceğiz diyerek yola koyulduk. Kahvaltıyla zaman kaybetmedik elimizde bir kahve ve atıştırmalık ile soluğu Beyaz Ev’de aldık. Parmaklıklara yapışıp seyrettik. Güvenlikti polisti o kadar az ki, kendimizi çok rahat hissetik. Hatta kapının hemen önünde çadır kurup kendi görüşlerini protesto eden gruplar bile vardı. Kimse müdahale etmiyordu. Maalesef içeriye giremedik. Bunun için aylar öncesinden tur rezervasyonu yaptırmak gerektiği biliyorduk. Çok sevdiğimiz bu bembeyaz bina, George Washington döneminde 1792 yılında yapılmaya başlanmış ve 8 yıl içerisinde kullanıma açılmış. Bu tarihten itibaren de başkanların ikametgahı olmuş. 1814’te İngilizler tarafından yakılmış. Çok kısa bir sürede yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki halini almış.

Listemizde sırada National Mall ve Memorial Park vardı. Kongre binası, Reflecting havuzu ve anıtların yer aldığı milli parkın geçmişi yine hükumetin kuruluş yıllarına kadar dayanıyor. 1965’de Ulusal Park Hizmetleri Yönetimine geçmesiyle bu adı alıyor. Sessiz ve huzurlu ortamda yürüyüş ve spor yapmak isteyenlerin adresi. Biz zaten koşarak yürüdüğümüz den parkta ekstradan spor yapmadık tabi. Anıtlar yılın her günü açık ve ücretsiz. Turist akını var ama kalabalığı hissetmiyorsunuz. Küçük bir gölün çevresine uzak aralıklarla yerleştirilmiş. Yürüyüş mesafesinde ama birbirine yakın değil. Hepsi fotoğraflanacak dedik ve tabana kuvvet yaptık.

(National World War II Memorial) 2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı’ndan başladık. 2. Dünya savaşında yer alan askerlerin anısına 2004 yılında açılmış bu anıt.  Bütün eyaletleri ve federal bölgeleri temsil eden her biri 5,2 m yüksekliğinde, 56 sütundan oluşuyor. Fıskiyeli bir havuzun çevresine dizilmiş bu sütunların önünden resmi geçit yaptık. Alabama’nın sütununu kızımıza göndermek üzere fotoğrafladık.

Washington Anıtı (Washington Monument) Mısır dikili taşlarını anımsatan bu yapı 1840’da Mimar Robert Mill tarafından tasarlanmış, ancak 45 yıl sonra tamamlanabilmiş. 170 m ye yakın uzunlukta ve üzerinde Ziver Efendi’nin bir beyitinin bulunduğu Osmanlıca bir kitabe var. Sırf bu taşa dokunabilmek adına  uzun  bir mesafe yürüdük. Oldukça geniş bomboş bir alanda dikilmesinden olsa gerek, İstanbul, Roma ve Mısır’daki kadar heyecenlandırmadı bizi. Biz senden çok gördük dedik, selam verip ayrıldık. Ama uzaktan havuza yansımasını seyretmek daha keyifli oldu.

Canel iyi bir  fotoğraf yakalamak için uğraş verirken, ben yerlerde Martin Luther King’in  “I have a dream” yazısını arıyordum. Lincoln Anıtı’ndan sonra, Nobel barış ödüllü bu özel insanın anıtını da pek tabii ki ziyaret ettik. 20 yıllık bir çalışma sonrasında 2011 senesinde açılmıştır. Obama  açılış konuşmasını yapmıştır. Anıtta “Umutsuzluk Dağları” adlı granitten yapılmış bir heykel daha vardır. King’in  10m uzunluğundaki heykeli ise anıtın merkezindedir.

Lincoln Anıtı (Lincoln Memorial)  Görmek için en çok sabırsanlığımız yer tam da burası. Bir film setinin ortasındayız adeta. Lincoln heykeli tüm heybetiyle karşımızda. Her ne kadar Lincoln’un anısına yapılmış olsa da, bu anıtın bana hatırlattığı ilk şey Forrest Gump filmi.  Forrest Jenny’s ile tam da bu anıtta buluşuyor. Her an Tom Hanks Reflecting havuzundan çıkıp yanımıza gelecekmiş gibi hissediyorum. Heyecandan olsa gerek heykelin önünde donup kalıyorum ve Abrahaham’a sarılıp fotoğraf çektirmeyi bile akıl edemiyorum. Beyaz Georgia mermerinden yapılmış neredeyse 6m lik bu kocaman heykeli Daniel Chester French tasarlamış. 1922 yılında 8 yılda tamamlanmış. Sadece iki dakika sürmesine rağmen Amerika Tarihinin en etkili konuşması sayılan Gettysburg Hitabesi de anıtın duvarında yer alıyor. 16. Ama en etkili Başkan diye anılması ve 2. kez seçilmesi boşuna değil.

“Çoğunluk alkışlıyorsa iyi, güzel ama alkışlayanlar ya dalkavukların elleriyse” ABRAHAM LINCOLN.    Çok sevdiğim bu deyişi de burada dursun.

FFranklin Delano Roosevelt Anıtı ( Roosevelt Memorial) Tekerlekli sandalyesinde oturan, bronzdan yapılmış heykeliyle Efsane başkanlardan bir diğeri Roosevelt’i de görmeden anıtlardan ayrılmadık. Neden mi efsane dedim, Amerikan tarihinde 2 seferden fazla seçilen hiç bir başkan yok. Ancak FDR 4 kez başkanlık koltuğuna oturmuş. 32. Fakat ülkeyi en uzun süre yöneten başkan ve halkın da en çok sevdiği başkanlardan biri. Anıt, Mimar Lawrence Halprin tarafından tasarlamış ve içeride, cumhurbaşkanı ve eşi tarafından 21 ünlü alıntı okuyabilirsiniz.  Neden tekerlekli sandalye tasarlamış diye, bu anıt zamanında çok tartışılmış. Biz, “İnsanlar kaderin değil, kendi zihinlerinin tutsağıdırlar” diyen bu adamı da fotoğraflayıp vedalaştık.

Jefferson Anıtı (Jefferson Memorial) 3. Başkan Thomas Jefferson anısına 4 yılda inşa edilmiş ve 1943 yılında tamamlanmış olan bu yapı, Mimar John Russell Pope tarafından tasarlanmış. Uzaktan bakınca hafif ürkünç gözüken Jefferson’un koyu bronz heykeli ise birkaç yıl sonra konulmuş. ABD kurucularından biri olan başkanın heykeli bir zamanlar yaşadığı Beyaz Ev’e doğru bakıyor.

Washington Ulusal Katedrali  Beyaz Saray, Anıtlar, Capitol derken yorgunluktan perişan olup parkta bir banka oturduk. Açlıktan da ölmeye başladığımızı oturunca fark ettik. Başka bir şey dileseymişiz olacakmış demek ki, tam karşımızda hot dog arabası durmuyor mu. Abd’de yenilmesi gerekenler listesine ekleyebilirsiniz. Gerçek etten yapılmış bu sandviçten birkaç tane yiyebilirdik.  Ama yalnızca açlığımızı bastırdık. İştahımızı akşam yemeğine sakladık.

Bir taraftan da sincaplarla oynadık. Kediden farksız bunlar elimizde kuru yemiş olsa kucağımıza atlayacaklar. O kadar cana yakınlar ki.

Dinlenip doyup kendimize geldikten sonra, sırada ne var diye haritamızı açtık. Dünyanın en büyük 10 Katedralinden biri olan Ulusal Katedrali tam da çaprazımızda duruyordu. 1907 yılında inşasına başlanmış ve 80 yılda ancak tamamlanabilmiş. Oldukça büyük bir bahçenin içerisinde yer alan, ortaçağ yapılarını andıran bu binada dini törenlerin yanı sıra konserler de organize ediliyormuş. Bu güzel şehre bir kez daha gelmek bahaneleri listesine katedralde konser aktivitesini de ilave ettik.

Floral Library’den de  bahsetmeden geçmeyeyim. National Mall’da bir çiçek bahçesi. Tur alanınızzda ama fark etmeden geçmenize imkan yok. Her yer park, her yer yeşil,  her yer çiçek dolu ama burası farklı. Fotoğraf molası verdirtiyor insana.

Amerikan Kongre Binası (United States Capitol) İlk günümüzün son durağı Capitol denen Amerikan Kongre Binası. Hollywood Filmlerinde sıkça gördüğümüz kubbeli beyaz bina burası. Hep karıştırılır, Beyaz Saray sanılır. Çünkü adına saray demişiz  ya daha gösterişli ve büyük bir bina bekliyoruz haliyle.Mimar William Thornton’un projesiyle 1793 yılında yapımına başlanmış bu görkemli binada dünyanın en söz sahibi devleti yönetiliyor. Binanın çevresinde ve (Botanic Garden) Botanik bahçesinde rahatça gezebilirsiniz. Capitol’un içerisine girmek için önceden turlara rezervasyon yaptımanız gerekiyor.

İnanılır gibi değil ama tüm bunları tek bir güne sığdırmayı başardık. Güne sabah 6 sularında başlamıştık. Erken kalkan erken yol alır tabi. Çok yorulduk ama her anına değdi. Otele döndük biraz uyuyup dinlendik. Önceki bölümlerden hatırlarsanız geceyi trende birkaç saat uykuyla geçirmiştik. Akşam yemeği için de  İtalyan yemeği planlamıştık. Aklımızda kalacağına midemizde olsun deyip hazırlanıp çıktık. Keyifli bir yemek sonrasında Beyaz Ev’de başladığımız bu yoğun günü, yine aynı yerde tamamladık. Ertesi gün bizi korkutacak maceradan habersiz bir şekilde baygın uyuduk.

WASHINGTON DC’de 2. GÜN

Sabah çabuk bir kahvaltı sonrasında ilk durağımız  Kongre Kütüphanesiydi. Şehir Kütüphanelerinin bizim için önemi ayrıdır. Onun için bu çok özel yapıyı ayrı bir başlıkta yazmayı uygun gördüm. Bir sonraki paylaşımımda okuyabirsiniz. Kongre Kütüphanesi’nden sonra öğle yemeği için Georgetown bölgesine gittik. Gençler burada takılıyormuş bizim neyimiz eksik deyip, tatlı patates ve hamburgenden oluşan klasik bir Amerikan menüsü yemek üzere ünlü bir zincir fast food restauranta girdik. Ben normalde bu tarz yemekleri  sevmem. Ama buradaki burgerler çok lezzetli ve  bizde fast foodlarda olmayan bira da yemeğe eşlik edince bir başka oluyor tabi. Yemekten sonra, dünyaca ünlü markaların mağazalarının olduğu caddelerden hızla geçtik.

Haritamızda işaretli birkaç yer daha vardı. En sona saklamak istediğimiz,  Atatürk Heykeli  Türkiye Büyükelçiliği ve Amerikan Atatürk Topluluğu tarafından yapılan, Amerika’daki ilk  Atatürk heykelini ziyaret etmeden kentten ayrılmayın. Heykel Sheridan Circle Park’da yer alıyor. Emeği geçen herkese minnettar olarak Atamıza saygılarımızı sunuyoruz.

Ulusal Tarih Müzesi ve Doğa Tarihi Müzesi. Müzeleri layıkıyla gezecek zamanımız olmadığı için, Canel’in bütün karşı çıkmalarına rağmen ve başımıza geleceklerden bir haber Pentagon’a rotamızı çevirdik. Müzeleri bir sonraki gelişimize sakladığımız listeye ekledik. Pentagon maceramızı da bir sonraki paylaşımım da okuyabilirsiniz. Adı üstünde macera buraya sıkıştırmak olmaz.

Bizim 2 güne sığdırdığımız önceliklerimiz bunlardı. Siz daha uzun kalırsanız, listenize; Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi,  Vietnam Şehitleri Anıtı, Arlington Ulusal Mezarlığı, Kore Savaşı Gazileri Anıtı, Çin Mahallesi, Ulusal Sanat Galerisi ve FBI Binası’nı da ilave edebilirsiniz.

Biz bu kenti çok sevdik. Kalabalık ve turistik bir şehir olmasına rağmen, yoğun bir insan seli üstünüze üstünüze gelmiyor. Derli toplu ve tarihi binaların çokluğu sizi Avrupa’daymışsınız gibi hissettiriyor. Binaların alanları çok geniş. Yemyeşil parklar, rengarenk çiçek bahçeleri, ağaçlara tırmanan çimenlerde koşuşturan şirin sincaplarıyla bu kent, bir kez daha gelinecek ve  listede eksik kalanlar tamamlacak sözü verdiriyor. Güzel duygularla ve Pentagon maceramıza  gülerek, akşam trenden el sallayarak veda ediyoruz. Hoşçakal Washington Dc.

WASHINGTON DC PART 1

NEW YORK’tan WASHINGTON Dc’ye nasıl gidilir?

İlk kez Kuzey Amerika’ya gidenlerin önceliği genellikle Newyork ’ tur
Sizin de rotanız böyle ise, hazır kıta değiştirmişken, dünyanın en güçlü ülkesinin başkentini de ziyaret edin derim.  Tur satın almanıza, araç kiralamanıza falan da hiç gerek yok. Amerika’nın bir çok şehrinin aksine başkentini yürüyerek  veya isterseniz bisikletle gezmeniz  de mümkün.  Newyork Penn İstasyonundan 3 – 3,5 saatlik bir tren yolculuğu ile Washington Dc Union istasyonuna ulaşabilirsiniz. Her iki istasyonda şehir merkezinde  ve sık aralıklarla gün ve gece boyunca tren var. Son anda  karar verip gidecek olsanız bile yer sıkıntısı yaşayacağınızı hiç sanmam. Yine de Amtrak’tan online olarak rezervasyonunuzu uçuş planlar gibi çok önceden yaptırmanızı öneririm. Bu şekilde çok daha ekonomik olacaktır. Ekonomik, esnek, business ve premium olmak üzere ve sezonuna göre bilet fiyatları $40 – $300 aralığında. https://tickets.amtrak.com Biletinizi alırken bagaj kurallarına da dikkat edin. Nasılsa uçak değil, limitsiz hakkım var diye düşünmeyin. Çünkü öyle değil. Adet, ağırlık, boyut vs sınırları var. Zaten biletinizi önceden alırsanız detayları da öğrenmiş olursunuz.

Hazır yeri gelmişken bir ipucu daha vereyim. Newyork’ta oteller fahiş fiyatlarda. Trenle Washington’a geçerseniz eğer, son gecenizde otel ücreti ödemenize de gerek kalmaz. Bagajlarınızı otelde emanete bırakabilirsiniz. Bazı oteller bunun için de ekstra ücret talep edeceklerdir bilginiz olsun. Malum Newyork ‘un gece yaşantısı oldukça hareketli. Gece yarısına kadar eğlenceye takılıp, trene 2 – 3 gibi binebilirsiniz. Tren konforlu ve temiz. İhtiyacınız olan her şey var. Cafe, restaurant ve hatta Wifi da var ama İnternete takılıp uykusuz kalmayın. Çünkü sabah erkenden varmış olacaksınız. Bagajınız varsa ilk durağınız oteliniz olacak mecbur. Odanız da hazır olmayacak tabii ki. Ama çok şanslısınız burada bagaj emanet ücreti yok. Newyork’a nazaran, daha kaliteli otellerde daha uygun fiyatlara konaklamanız da mümkün. Trende uyuyup dinlendiniz yüklerinizi de otele attınız. Artık güzel bir kahvaltı yapıp şehri turlamaya başlayın. Okyanusu aşmışken kısıtlı zamanda  çok yer gezeyim mantığındaysanız tren tam size göre.  Hatta gezinizi kendiniz planlamıyorsanız,  Newyork’a turla bile gelmiş olsanız, serbest gününüzde bu turu günübirlik yapabilirsiniz. Fırsat bu fırsat, kaçırmayın tek Newyork’la yetinmeyin.

36 saatte WASHINGTON DC’yi nasıl gezdik? Nerede Kaldık? Ne yedik, ne içtik?

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington DC, Maryland ve Virginia eyaletlerinin arasındadır ve hiçbir eyaletin sınırları içinde değildir. Doğrudan federal devlete bağlıdır. DC “District of Columbia”‘’nın kısaltmasıdır.

Biz sabahın köründe trenle şehre geldik. Ertesi akşam tekrar trenle ayrıldık. Anlayacağınız birbuçuk günde şehri koşarak gezdik. 1 – 2 gece konaklayarak burada hemen her yeri gezebilirsiniz. En çok zamanınızı alacak olan anıtlar 24 saat halka açık. Gününüze istediğiniz kadar erken başlayıp, geç bitirebilirsiniz. Böylece çok daha fazla yer gezebilirsiniz.

Washington Dc, yüz ölçümü olarak küçük ama gezilecek yerler adına çok zengin bir şehir. Oldukça düzenli olduğundan geniş bir daire çizerek  turistik önemi olan tüm yapıları ziyaret etmeniz mümkün. Bizde Beyaz Saray denilen, aslen Beyaz Ev’e yakın bir otel tercih ettik ve rotamıza buradan başladık. Şehrin canlı caddeleri, mekanları da zaten bu civarda.

Newyork’a kıyasla, şehir merkezinde kalmak istiyorsanız daha ekonomik ve konforlu otel bulmanız da mümkün. Biz 4* bir otelde kaldık ve çok memnun ayrıldık. Her yere yürüme mesafesindeydik. Küçük fakat yenilenmiş, tertemiz ve rahat bir odamız vardı. Gerçi o kadar yorulmuştuk ki, nerede olsa kıvrıla bilirdik.

Burada yine bir ipucu parantezi açmak isterim. ABD’de oteller genellikle ilk gece ücretlerini, hatta bazıları tamamını girişten bir gece önce kartınızdan tahsil ediyorlar. Rezervasyon yaptığınız sitenizde sanal kartınızı kullanıyorsanız limit müsait değilse rezervasyonunuzu iptal dahi ediyorlar. Çoğunluğu provizyon çekmeden zaten rezervasyon yapmıyor. Her ikisi de başımıza geldi. Ben genellikle fazla tedbirli olduğumdan son ana kadar iptal edilebilir 2 otel rezervde tutarım. Son iptal tarihinde de iptal ederim. Atlanta da bu şekilde yaptığım halde seyahat dönüşümde kredi kartımdan ücretin çekildiğini fark ettim. İadesi için de bir dünya yazışmak zorunda kaldım. Başıma bu geldikten 1 yıl sonra Miami’ ye gittiğimde rezervasyonumun iptal olduğunu gördüm. Atlanta daki tecrübeyi tekrarlamamak adına, çekemesinler diye sanal kartıma limit açmadan yola çıkmıştım. Dünyanın hemen yerinde otelde ödeme yaparım çünkü. Allah’tan otelde yer vardı sorun olmadı. Hatta son gün indirimi bile aldım, acayip mutlu oldum. Ama siz böyle yapmayın mağdur olabilirsiniz. Tek bir otel tercih edin, limitlerinizi ayarlayın, paşa paşa önceden ödeyin.

Washington DC’de restaurantlara gelince, kapıda menülerini kontrol etmenizi öneririm. Nede olsa komşu masanızda muhtemelen senatörler olacaktır. Tercih size kalmış isterseniz valizinize şık bir kıyafet bulundurun ve bu atmosfere dalın. Ya da önerime kulak verin daha makul bir mekan seçin. Kişibaşı $70 civarında hesap ödediğimiz harika şarapları olan, keyifli bir İtalyan restaurantı bizim tercihimiz oldu. Günümüzü Beyaz Ev’de başlatmıştık. Yemekten sonra gece karalığında da  bu bembeyaz, gösterişsiz ama etkileyici binanın fotoğrafını çekmek üzere tekrar gittik ve gecemizi noktaladık.