GÖKÇEADA & İMROZ REHBERİ

GÖKÇEADA’da GÜNEŞ BİR BAŞKA BATAR

Dünyanın ilk Cittaslow adası. 2011 yılında bu ünvanı almış olan ada ilk ve tek en sakin ada durumunda. Ünvanı hak eden pek çok da özelliğe sahip. Rüzgarlı koyları, serin denizi, sörfü,  sualtı milli parkı, peynir kayalıkları, tuz gölü, rum köyleri, sakızlı dibek kahvesi, karadut dondurması, zeytini, zeytinyağı, sabunu, üzüm bağları, şarabı, balığı, mezeleri, meyhaneleri, organik tarımı, hayvancılığı, keçi eti, yeşili, mavisi, harika doğası ve hepsinden güzeli başka bir yerde bu şekilde seyredemeyeceğiniz gün batımıyla  huzurlarınızda Gökçeada…Ya da eski adıyla İmroz. Gün batımı neden ünlü derseniz, ülkemizin en batı noktası olduğundan güneş en son burada batıyor da ondan.

İMROZ ADI NEDEN GÖKÇEADA OLDU?

1970 yılına kadar  İmroz olan adı Gökçeada olarak değiştirildi.. Kuzey Ege’de yer alan yalnızca iki Türk adasından biri olduğundan sanırım ismi değiştirildi. Bozcada’dan sekiz kat daha büyük ve ülkemizin en büyük adası. Çanakkale’nin bir ilçesi olan adada İlçe merkezine bağlı on tane köy bulunmakta. Ana karaya çok uzak olduğundan ve yalnızca denizden ulaşılabildiğinden doğası pek bozulamamış. Adanın çevresi 95 km. Denizi ve koyları kadar yer altı su kaynakları da bol. Her yerde içme suyu çeşmeleri bulabilirsiniz. Her yer orman, yemyeşil, oksijeni de bol. Hava bedava, su bedava, plajı denizi bedava. Ege’de ve Güney’de pek alışık olmadığımız bakirlikte. Senenin 300 günü rüzgarlı olan adada nem oranı da düşük. Yazın en sıcak zamanlarında dahi bunalmadan tatil yapabilirsiniz.

GÖKÇEADA’ya NASIL GİDİLİR?

Adayı gezerken araca ihtiyacınız olacak. Bu yüzden en güzeli kendi aracınızla gitmek. İstanbul’dan gidiyorsanız TEM otoyolu ile Tekirdağ, Keşan, Gelibolu  üzerinden Kabatepe Limanı’na 4,5 saatte, limandan da adaya arabalı feribotla 1 saat 15 dakikada ulaşabilirsiniz. İstanbul – Kabatepe arası yaklaşık 350km’dir.

İzmir, Bursa, Ankara’dan kendi aracıyla gidenlerin  Eceabat – Kabatepe Limanı güzergahından ikinci bir feribot  kullanmaları gerekmektedir..  Bursa – Çanakkale 280km, İzmir – Çanakkale 330km ve Ankara – Çanakkale arası 650km’dir.

Mevsime göre sefer saatleri değişiklik göstermektedir. Seyahatinizi planlarken, yaz sezonu için biletlerinizi online alabilirsiniz.  Yola çıkmadan hava durumunu da kontrol etmeyi ihmal etmeyin. İptal edilen seferlere denk gelebilirsiniz.  Otomobil 50 TL. Şoför haricindeki yolcular da ücrete tabi 5 TL. Nisan sonlarında yaz tarifesine geçiş yapılacak. Fiyatlar değişebilir yalnızca fikir olsun diye yazıyorum. Ücretleri ve sefer tarifesini GESTAŞ sitesinden kontrol edebilirsiniz. www.gdu.com.tr

Araçsız gitmek isteyenler ise direk Gökçeada seferi yapan otobüs firmaları da mevcut. Ya da  Çanakkale’ye gelip  deniz otobüsüyle de adaya geçebilirsiniz.  Ada içerisinde de toplu taşımayı kullanabilirsiniz. Plajlara koylara minibüsler var ama çok fazla sefer yok. Saatlerini öğrenmelisiniz. Küçük bir de taksi filosu var. Günlük anlaşma yapabilirsiniz.

Ayrıca Gökçeada’da 2010 yılından beri Havalimanı da var. Gökçeada rehberlerinde de yaz aylarında sefer yapılıyor deniliyor ama ben şu anda İstanbul’dan uçuş yapan bir firma bulamadım. Olsa şu sıralarda yaz ayları için tarifeler açılmış olurdu diye düşünüyorum. Ama benim tavsiyem zaten başta da belirttiğim gibi kendi aracınızla gitmek. Ya da adada araç kiralamak. Yüksek sezonda gidiyorsanız çok fazla kiralama firması yok yalnızca iki tane var sıkıntı olabilir. Aracınızı önceden planlamanız da yarar var.

Gökçeada kuzeyden güneye 13 km, batıdan doğuya da yaklaşık 30 km. Köyler arasındaki yollar genellikle asfalt. Ama gezeceğiniz koylar, plajlar ve köyler dağınık durumda. 3 – 4 günde hepsine yetişebilirsiniz.

GÖKÇEADA’da NEREDE KALDIK?

Biz adayı köyleriyle ve koylarıyla komple keşfetmeyi istediğimizden, yani yalnızca deniz tatili olarak düşünmediğimiz için merkezi bir otel tercih ettik. Kayabalı Oteli’nde kaldık. Daha önce burada kalmış birkaç arkadaşımızın tavsiye ettiği bir otel idi. İyi ki onları dinlemişiz diye çok memnun ayrıldık. Ayrılırken hala sosyal medyada takipleştiğimiz bir de dost edindik. Otel bir aile işletmesi. Çok sıcak karşıladılar bizi. Çok geniş suit bir odada ağırladılar. Fiyatları da aldığımız kaliteli hizmete göre çok ama çok makul kaldı. Yemyeşil bir bahçe içerisinde, az katlı  taş bir bina ve kahvaltı servisi yaptıkları üstü kapalı çevresi açık bir restaurant. Gökçeada’ya giderseniz gönül rahatlığı ile konaklamanız için tavsiye edeceğim bir yer. Zaten deniz kenarlarında çok fazla konaklama seçeneği yoktu biz gittiğimizde. Şimdilerde yapıldı mı bilemiyorum. Çok rüzgarlı olduğundan sanmıyorum. Aydıncık plajı konaklama imkanı sunan nadir bir  koy idi. Bu koyda kalmamakla çok iyi yaptığımızı ertesi gün zaten çok net anladık Adada birkaç butik otelin yanı sıra ev pansiyonculuğu yapılmakta. Ege’ye kıyasla konaklama fiyatları çok uygun.

SUALTI MİLLİ PARKI ve GÖKÇEADA PLAJLARI

Gökçeada’nın kuzeyi deniz canlıları açısından çok büyük bir zenginliğe sahip. 180 çeşit canlı tespit edilen adanın kuzeyi 1999 yılında Sualtı Milli Parkı olarak ilan edilmiş. Bilimsel araştırmalar için kullanıma açık bu bölge de avlanmak yasak.

Gökçeada’da denize girilebilecek bir çok plaj ve bakir koylar var. Rüzgarın yönüne bakıp o gün ona göre bölge tercih etmenizde fayda var. Genelde güney koyları daha az rüzgar alıyor. Hava lodosa dönmediği sürece tabi.

Aydıncık Plajı,  Sörfçülerin tercihi olan bu koyda bir otel ve prefabrike tarzda pansiyonlar yer almaktaydı. Burası Gökçeada’nın konaklayabileceğiniz tek koyu. O kadar rüzgarlıydı ki bizim gittiğimiz ilk günde değil kalmak ikinci gün deniz için bile burayı tercih etmedik. Rüzgardan ve kum fırtınasından kiraladığımız şezlonglarda güneşin tadını çıkartamadık. Rüzgarın etkisiyle denizde pek bir hareketliydi. Doğal hareketinin yanısıra sörfçüler ve deniz motosikletlerinin yoğunluğu yüzünden küçük bir alan yüzmek ve serinlemek isteyen halka bırakılmıştı. Çok kalmadık. Umduğumuzdan sıcak olan denize biraz girip kaçtık. Tuz Gölü’ne de rüzgarın aşırı yoğunluğu nedeniyle ancak selam verebildik. Sörf yapmak niyetindeyseniz doğru adres burası. Otel de sörf okulu gibi. Gökçeada’ya aslında biraz da kızım Sezin’in o güne kadar tatmadığı sörf aşkı için gelmiştik. Ama rüzgardan ve kumdan göz gözü görmeyince bu hevesinden vazgeçti. Biraz da sporcu olduğundan yarışlarını düşünerek kendine bir zarar vermekten çekindi.

Sualtı milli parkı ve Yıldızkoy,  Rüzgar güneyden esiyorsa kuzeyde yer alan bu bölgeyi tercih etmelisiniz. Yıldızkoy’un akvaryum gibi bir denizi var. En çok sevilen koylardan birisi burası. Ama dedim ya rüzgardan yana şansınız varsa buranın tadını çıkartabilirsiniz. Yıldızkoy Sualtı milli parkının içerinde yer alıyor. Şnorkelle yüzerek sualtını seyredebilirsiniz. Arabanızla koyun dibine kadar gidebilirsiniz. Aydıncık plajı gibi kumluk değil daha ziyade taşlık. Denize rahat girilebilmesi için plastik bir iskele kurulmuş. Bademli ve Kaleköy’e yakın yürüyerek plaja ulaşmak mümkün. Kafe beach hizmeti veren bir de tesis var. Beach dedim yanlış anlaşılmasın giriş ücretsiz.  Şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz ve yediklerinizin içtiklerinizin ödemesini yaparsınız o kadar. Koyun sağ tarafına doğru geçerseniz  Peynir Kayalıkları’nı da görebilirsiniz.

Laz Koyu,  Bizim en çok sevdiğimiz koy burası oldu. Adını son dönemlerde adaya yerleşen Karadenizlilerden almış.  Adanın rüzgarından en az etkilendiğinden denizin ve güneşin tadını çıkartabiliyorsunuz. Deniz süt liman. Merkeze de uzak olduğundan kalabalık değil. Asfalt yoldan koyun yakınına kadar ulaşabiliyorsunuz. 500 m. kadar toprak yoldan gitmeniz gerekiyor o kadar. Küçük bir de tesis olduğundan aç da kalmıyorsunuz. Yanınızda hiç bir şey götürmenize gerek yok. Hasır şemsiye ve tahta şezlonglar da var. Çok ekonomik bir fiyata kiralayabilirsiniz. Taşlı denizinde iskele yoktu biz gittiğimizde, benim gibi ayaklarınız kıymetliyse  deniz ayakkabısı gerekli aklınızda bulunsun.

Kuzulimanı Plajı,  Feribotların yanaştığı koy tam da bu koy. Uzun bir plaj var. Tesisler de var. Merkeze yakın olduğundan kalabalık. Adanın doğusunda kaldığından rüzgar güneyden estiğinde tercih edilebilir.  Bizim tercihimiz daha bakir koylardan yana oldu. Hemen hergün merkezden uzaklaşıp yeni bir koya gittik.

Gizli Liman,  Uğurlu Köyünden geçerek adanın en batı ucuna giderseniz muhteşem bir koya ulaşırsınız. Biz gezmek için gittik ancak bu koyda denize girmedik. Arabanızda şemsiyeniz, yiyecek hazırlığınız  vs. varsa burayı tercih edebilirsiniz. İnce kumdan plajı masmavi bir denizi var. Ama tesis yoktu o vakitler. Biz hazırlıksız olduğumuzdan güneşte haşlanmamak ve aç kalmamak adına dönüp tekrar memnun ayrıldığımız Laz Koyuna gittik. Cennet gibi bir koy mutlaka görün derim.

Marmaros,  Biz Gökçeada da iken yolu kapalıydı. Çam ormanlarından geçilip koya ulaşılıyor. Marmaros Şelalesi de bir saatlik yürüyüş mesafesinde. Kış ve bahar aylarında su yoğun akıyor. Biz ağustos ayında adada olduğumuzdan yolun kapalı olmasına çok üzülmedik. Kısmet dedik. Gidemedik diye bunalıma girmedik.

Yuvalı Koyu, adanın güneyinde yer alan bu koyda Adalet, Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıklarının tesisleri yer almakta. Kurum çalışanlarının öncelikli olarak kullandığı bu tesislerin yakınında bir de otel var. Adalet Bakanlığının tesisi dışındaki hepsinin plajı halka açık. Zaten o kadar çok koy ve plaj var ki özele mahsus olan bu koyu tercih eder misiniz siz bilirsiniz.

GÖKÇEADA’nın  MERKEZİ ve  ALIŞVERİŞ

Adanın merkezi, namı değer adıyla Panayia, deniz kenarında değil. Kuzulimanı’na 7 km mesafede. Adalıların bütün ihtiyaçlarını karşılayacak her şey burada.  Bankalar, Ptt, hastane, eczane, okullar.

Aya Panayia Klisesi, Merkez Camii,  iki eski çamaşırhane de merkezde Çınarlı Mahallesinde. Fatih Mahallesinde ise Kamu binaları, Metropolitan Klisesi ve Fatih Camii yer almakta.

Alış veriş için merkeze uğrayabilirsiniz. Şarap, zeytinyağı, sabun vs. adaya has ürünler valizinize atabilirsiniz. Denk gelirseniz Pazar günleri “Açık Pazar” da kuruluyor. Köylülerden  ev yapımı ürünler, salça, zeytin, çam balı, kekik balı, keçi peyniri  ve kekik alabilirsiniz.  Zamanınızın çoğunu burada harcamayın sakın. Rum Köylerine  ayırın derim. Zaten oteller merkez civarında olduğundan sabah akşam geçeceksiniz mecbur. Ama fırsatınız olursa merkezdeki pastanede  bademli kurabiye efibademi çayla deneyebilirsiniz. Ya da otelinizde kahvaltınız yoksa patlıcanlı böreğini tadabilirsiniz.

GÖKÇEADA RUM KÖYLERİ

Adanın büyük bir kısmı sit alanı olduğundan yapılaşma yalnızca ilçe merkezinde bulunuyor. Rum Köyleri, mimarisi hiç bozulmamış durumda. Arnavut kaldırımlı dar sokaklar, taş evler, kahvelerin bulunduğu küçük meydanlar görülmeye değer. Bazı köylerde ahşap ve taş bir arada kullanılmış evlerin bahçelerinde ocaklar var. Evler genelde avlulu ve iki katlı. Kiremitli çatılarında taşlarla rüzgara karşı kiremitlerin uçması engellenmeye çalışılmış. Bazı köylerde evlerin bir kısmı terk edilmiş. Kalanları da pansiyon olarak kullanılıyor.

Gökçeada merkeze en yakın köyler, adanın kuzey doğusunda toplanmış durumda; Zeytinli, Bademli, Yenibademli, Kaleköy ve Kaleköy Liman mutlaka gitmeniz gerekenler.

KALEKÖY ve KALEKÖY LİMANI

Eski ismi Kastro olan köy bir tepe üzerinde yer alıyor. Adı Rum köyü olarak anılsa da yaşayanlar 30 sene kadar önce göçmüş Doğu Anadolulu Türkler. Hiç Rum kalmamış durumda. Otel, pansiyon, restaurant ve kafeler bulunuyor. Adanın tek sabun atölyesi de bu köyde. En tepede kale kalıntısı bulunmakta. Bir tarafından Kaleköy Limanını, diğer taraftan da Yıldızkoy’u seyretmek mümkün.

Adanın manzarasının en güzel seyir terası burası. Gün batımını seyretmek ve fotoğraf çekmek için mutlaka bu tepeye gelin. Zaten akşam yemeğine de kalacak, varsa başka bir yemek planınız iptal edeceksiniz. Biz aynen böyle yaptık.

Kaleköy Limanı da turistlerin gezmek ve yemek içmek için çokça tercih ettikleri bir yer. Siz de Kordon boyunca yürüyüş yapabilir, çay bahçelerinde dinlenebilir ve hediyelik eşya tezgahlarına uğrayabilirsiniz. Bir akşamınızı da bu limanda balık yemek için ayırabilirsiniz.  Eskiden ulaşım ve ticaret için kullanılan liman, Kuzulimanı kurulduğundan beri ise bu amaçla kullanılmıyor. Balıkçı tekneleri ve yatlar için kullanılan bir marina olarak kalmış durumda. Limanda bir de küçük, beyaz ve şirin  Aya Marina Kilisesi var.

BADEMLİ & YENİ BADEMLİ KÖYÜ

Gliki yani Eski Bademli yine yüksek bir tepede kurulu ve yine muhteşem bir manzaraya sahip. Bu yüzden adanın balkonu diye anılıyor. Sit alanı olan dört köyden biri. Vaktiyle adanın en varlıklı köyüymüş. Halkı hayvancılık, meyvecilik ve süngercilik yapıyormuş. Sokaklarında gezinmek, taş evlerin fotoğraflarını çekmek ve köy meydanındaki Rum bir aile tarafından işletilen  kafede mola vermek çok keyifli. Kışın iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar insan yaşıyormuş ama yazları nüfus 150 kişiyi buluyormuş. Son yıllarda eski evleri alıp restore eden şehirliler de varmış. Köyün okulu artık hiç ihtiyaç olmadığından otele çevrilmiş durumda.

Yeni Bademli ise eskisinin aşağısındaki düzlükte çok yakın tarihte kurulmuş. Isparta ve Karadeniz’den göçenler yerleşmişler. Adadaki nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu köyde halk, tarım ve pansiyonculukla geçiniyor. Hem merkeze hem de denize yakın olduğundan dolayı turistlerin konaklamak için en çok tercih ettikleri köylerden biri. Yıldız Koy’a 5 dakikalık yürüme mesafesinde ve fırını olan merkezin dışındaki tek köy.

ZEYTİNLİKÖY

@ufukname @caneleligul

Turistlerin en çok ziyaret ettiği köyde çok sayıda kafe var. 60 civarında yerli halkı yaz kış yaşamakta. Sokaklarında gezinirken evlerinin önünde oturan köylülere rastladığınız bir köy burası. Yaşayan olunca o köy insanın gözüne çok daha sempatik görünüyor. Merkeze 3 km. mesafedeki köy koruma altında. Adanın en eski kilisesi Agios Geogios da burada. Kafeleri son zamanlarda Yunanistan’dan kendi memleketlerine dönen Rumlar işletiyor ve hepsi küçücük meydan civarında toplanmış durumda. Ortodoks Hristiyanların ruhani lideri 1.Bartholomeos Zeytinli’de doğmuş. Kafelerden başka birkaç butik otel ve köyün girişinde meyhaneler de var. Yemek için olmasa da Dibek kahvesi içmek, karadut dondurması veya sakızlı muhallebi yemek için bu köyde mutlaka mola verin. Rumlarla sohbet edin.

DEREKÖY

Adanın batısında yer alan tek Rum köyü. 150 hanede yaşam devam ediyor. Yarısı Rumlar, yarısı da Güneydoğu’dan gelip yerleşen Türkler’den oluşuyor. Köyde oğlak tandır yiyebileceğiniz bir kır lokantası da mevcut. Merkeze 14 km. mesafede olan bu köye zamanınız müsaitse gezilecek köyler listenizde yer verebilirsiniz.


GÖKÇEADA’da NE YENİR ve ÜNLÜ MEYHANELER HANGİLERİDİR?

Homeros’un İlyada destanındaki deniz tanrısı Poseidon’un adası burası…Bolluk diyarı diye anılıyor. Eti, balığı, mezeleri, zeytini, peyniri ve tatlılarıyla adadan yeme içme konusunda da memnun ayrılacağınızdan emin olabilirsiniz.

Otelinizde kahvaltınız yoksa bir sabah İlçe merkezinde patlıcanlı böreği deneyebilirsiniz. Üzerine de tatlı niyetine bademli kurabiyesi efibademi tadabilirsiniz. Sonradan açılmadıysa adadaki tek pastane olan Meydani Tadında’dan hediyelik bu kurabiyelerden kutu kutu alabilirsiniz.

Balık yemek için ilk tavsiyem, adanın en muhteşem manzarasına sahip,  Yukarı Kale köyündeki  İmroz Poseidon . Gün batımına denk gelen saatte mutlaka burada olun. Gün batımını seyredip lezzetli ege mezelerinin tadına bakın. Denizden fırlamış en taze balık hangisiyse onu ısmarlayın. Hayatınızdaki en romantik akşam yemeği olabilir, fırsatı kaçırmayın bol bol fotoğraflayın. Varsa merakınız sosyal medyadan hikayeler yayınlayın.

Kaleköy meydandaki tarihi çınaraltındaki Mustafa’nın Kayfesi de çok meşhur. Biz bu köye akşam gün batımı seyretmek için yemek saatinde geldiğimizden oturmadık. Ama siz çay saatinde uğramaya çalışın.

Zeytinli Köyü’nde, damla sakızlı muhallebisi,  karadut dondurması ve dibek kahvesiyle ünlü bir çok kafe var. Bizim tercihimiz  Nosta Cafe oldu. Köyün küçücük meydanındaki dükkanın önündeki ahşap masalarda, çiçek dolu saksıların ortasında oturup keyif yapabilirsiniz. Dibek ne diye soran çocuğunuza dükkandaki aslını gösterebilirsiniz. Madam’ın Yeri de, muhallebisiyle çok ünlü. Hepsi dar bir alanda aynı atmosferde. Birini seçip oturun hepsi bu. Muhtemelen aynı kahveyi içeceksiniz.

Barba Yorgo, adadaki sevilen bir  Rum tavernası. Tepeköy’de. Hem lezzetli bir yemek yiyip, hemde içip eğlenmek isterseniz doğru adres burası. Ada’nın nüfusu yaşlı olduğundan gece yaşantısı ve fazlaca müzikli mekanlar yok.

Son Vapur İmroz’da adanın en gözde mekanlarından. Zeytinliköy’ü gezdiğiniz gün burada yemek yiyebilirsiniz.  Meze ve balıkları birkaç yerde tadacaksınız zaten. Burada oğlak yiyin mesela. Adada keçi yetiştirmek önemli bir geçim kaynağı. Oğlak tandırı meşhur başka mekanlar da var. Son Vapur’un menüsünde buharda oğlak var. Sevmiyorsanız yine balık yiyebilirsiniz. Ama bu adrese uğramadan adadan dönmeyin.

Kaleköy Limanı’ndaki meyhanelerde de hem deniz manzarasının verdiği huzuru yaşayabilir, hem de çeşitli ada lezzetlerini tadabilirsiniz. Bizim balık için ikinci tercihimiz bu liman oldu. Ada merkezinde avlu içinde şirin başka mekanlarda var. Ama adadayız madem deniz görmeden yemek yemem derseniz ki haklısınız bu limana birkaç kez geleceksiniz demektir.

Bizim gibi kaprisli bir ergenle seyahat ediyorsanız üçüncü gün bıktım balıktan ben gelmiyorum yemeğe bana otele pizza söyleyin diye diretiyorsa, korkmayın merkezde bir pideci de var. Adada pide mi yenir diye ofurdanarak gittiğimiz pideciden mutlu mesut ayrıldık. Bir yörenin peyniri ve eti meşhur olursa, karadenizli göçmenleri de varsa pide kötü olabilir mi hiç. Bu da alternatif olarak aklınızda olsun diye yazdım.

Bolluk diyarı Poseidon’un adası İmroz Gökçeada’dan iyi ki gelmişim diye çok memnun ayrılacaksınız. Hatta keşke hava bozsaydı da şu feribot seferi iptal edilseydi de bir gece daha kalsaydım diye iç çekeceksiniz. Üzülmeyin yine gelirsiniz. Bizim bu ada nasıl olsa….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir