NEW YORK NEW YORK 

En’lerin Şehri 

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 1-1024x768.jpg

İstanbul’dan öğle saatlerinde bindiğimiz direk uçuşla, aynı gün sabah NewYork’a indik. Saatin tersine gittiğimizden dokuz saat zaman kazandık, ömrümüz uzadı. Uçakta uyuyup dinlendiğimiz için de zımba gibi güne hazırdık. John F. Kennedy Havalimanı’ndan trenle metro bağlantısına oradan da Manhattan’ın kalbinde, Penn İstasyonunun karşısında, Empire State ve 5. Caddeye yürüyüş mesafesinde seçmiş olduğumuz otelimize gittik. Üç günde bu şehri gezmeyi planlıyorduk. Onun için merkezi bir otel tercih ettik. Dönüşte de Washington Dc ’ye trenle gideceğimizden otelimiz nokta atışı olmuştu. 5000 odalı bu tarihi otelde, Lobi hava limanı gibi kalabalıktı. Resepsiyonda uzun bir kuyruk vardı. Neyse ki onlarca desk olduğundan ve ödemeleri önceden çektiklerinden fazla beklemedik. Konumu dolayısıyla turistlerin çok tercih ettiği bu otelden hiçbir kaliteli hizmet alamıyorsunuz aslında ama tuhaf bir çekiciliği var. Wifi ve bagaj emanet odaları ekstra ücrete tabi. Odalar temiz fakat eski, oda kapıları orijinal ve üzerlerinde yapım tarihleri yazıyor. Bina çok yüksek, gökdelen diyemiyorum, çünkü Bu şehirdeki gökdelenlerin yanında kısa kalıyor. Katlarda koridorlar labirent gibi, yürü yürü, dön dön bitmek bilmiyor. Belboy da yok tabii ki. Biz de uzun bir seyahate çıktığımızdan ve en son durağımızda da kızımızı ziyaret edeceğimizden kocaman valizlerimizi, halılı koridorlarda çeke çeke zar zor odamıza ulaştık. Valizlerimizi bırakıp, hiç zaman kaybetmeden kendimizi dışarı attık.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 2-576x1024.jpg


NewYork Eyalet mi Şehir mi?

NewYork eyalet mi, şehir mi diye çok karıştırılır. Aslında her ikisinin de adı aynıdır. Eyaletinde 62 şehir yer almaktadır. NewYork Şehri bunlardan yanlızca biridir ve aynı isimdeki eyaleti ile karıştırılmasın diye, NewYork City veya NewYork NewYork diye anılır. Eyaletin başkenti Albany’dir. NewYork, eyaletin olduğu gibi Amerika Birleşik Devletlerinin de en kalabalık şehridir. Dünyanın en önemli finans, kültür, sanat, moda, eğlence ve aklınıza gelebilecek her sektörün atar damarıdır. Dünyanın en büyük limanlarından biridir ve göçmen geçiti gibidir. Her milletten insanlarla, özellikle de Asyalılarla bolca karşılaşırsınız. Şehirde yüzlerce dil konuşulduğu söylenmektedir. Birleşmiş Milletler Merkezine ev sahipliği yapması da sanki bu yüzdendir. Her yıl 60 milyondan fazla ziyaretçi ağırlamaktadır.. Dünyanın en çok fotoğrafı çekilen şehridir. Profesyonel kamera ile gelmediyseniz bu şehirde fotoğraf çekmeniz çok zordur. Binaların yüksekliği başınızı döndürür.

Şehri gezmek ise çok kolay, haritayı elinize alıp, numaraları takip ediyorsunuz. Enine ve boyuna bulvarlar ve caddeler numara sırasında dizilmişler. Metro olan şehirleri gezmek her zaman çok kolaydır. Manhattan adasında çok fazla metro kullanmaya bile gerek yok.

Birçok yer yürüyüş mesafesinde. Biz de birkaç uç nokta için metroyu kullandık. Milyonlarca insan gibi bizim de ilk durağımız, şehrin ikonu sayılan Empire State Binası oldu. Otelimize 500m mesafede bu muazzam bina özellikle geceleri her yerden görünüyor. 102 katlı, anteniyle birlikte yaklaşık 444m yükseklikte. Binanın tepesinden, güzel bir havada, panaromik olarak beş eyalet; Newyork, Connecticut, New Jersey, Massachusetts ve Pensilvanya görülebiliyor. 1931 yılında açılmış ve 410 gün gibi mucize bir sürede inşası tamamlanmış birinci en yüksek binadır. 1954 yılına kadar da bu ünvanını korumuştur. William Frederick, mimari açıdan Reynolds Binası’ndan esinlenmiştir. Bu yüzden Empire Yönetimi her yıl babalar gününde buraya kutlama kartı postalar. Tabii ki bu kadar yüksek bir binayı fotoğraflamak da hiç kolay olmadı. Ciddi uğraş verdik. Gözlem katına çıkmak isterseniz, sabah 8:00’dan gece yarısına kadar açık. Son asansör 23:15’de. Saatler değişebiliyor ve yoğun kalabalıktan 102. Kat kapatılabiliyor. VIP kart alırsanız riskiniz kalmıyor. Bu kadar eziyete ve maliyete değip değmeyeceği sizin tercihiniz. Unutmayın burası şehrin tek gökdeleni değil. Otellerin tepelerinde de restaurantı olanlar var. Akşam yemeğiniz için rezervasyon yaptırabilirsiniz. Newyork’u 360° seyretmeden dönmem diyorsanız, giriş biletinizi bu linkten alabilirsiniz.

https://www.esbnyc.com

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 3-1024x768.jpg

Özgürlük Heykeli & Anıtı (Statue of Liberty), Liberty adası üzerine 1886’da yapılmış olan bu heykel, dünyanın en tanınan anıtıdır. NewYork denilince ilk akla gelen simgelerden biridir. Roma tanrıçası Libertas model alınmıştır. Tacında bulunan 7 diken, dünyanın 7 kıtasını sembolize eder ve evrensel özgürlüğü vurgular. Elindeki tablette ABD Bağımsızlık bildirgesinin tarihi olan 7 Temmuz 1776 yer almaktadır. Her ne amaçla yapılmış olsa da, NewYork’a giderseniz bu gösterişli ladyi görmeden dönmeyin. Özgürlük heykeli ziyaretçilere açıktır. Adaya feribotla ulaşılır, merdivenlerden de meşaleye çıkılabilir. Biz tekneyle Hudson Nehrinde büyük tur yapmayı tercih ettik. Özgürlük adasının çok yakınından geçtik. Adaya çıkmak istiyorsanız, Sezona göre değişiklik gösteren saatleri konrol etmenizi öneririm. Mevsimine göre bir saatten fazla kuyruk beklemeyi de göze almanız gerekebilir. https://www.nps.gov/stli/planyourvisit/hours.htm

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı IMG_20170912_205734-768x1024.jpg

Rockfeller Center, Amerikan tarihi ve siyasetinde önemli bir yere sahip olan Rockfeller Ailesi tarafından kurulmuştur. Abd’nin en büyük ağacı Noel zamanında buraya kurulur ve turist akınına uğrar. Binanın önünde, açık havada oturup kahve keyfi yapabilirsiniz. Zaten o kadar uzun bir bina ki, zeminin altında üstü açık olduğundan bu cafede rahatça fotoğraf da çekebilirsiniz. Tabi biz eylül ayında gittiğimiz için bunu öneriyorum. Noel zamanında nasıldır bilemiyorum. Merkez ziyarete açık, Empire State binasına yoğunluktan çıkmayı başaramazsanız burayı deneyebilirsiniz. Sabah 8:00’dan gece yarısına kadar açık ve 360° gökdelenler manzarası da sizi bekliyor. https://www.topoftherocknyc.com/buy-tickets/?from=rc

Rockefeller Center’ın tam karşısında yer alan St. Patrick’s Cathedral’i, gökdelenlerin arasında sanki bu şehre ait değilmiş gibi duruyordu. Akşam saatleriydi katedralin önüne geldiğimizde içeri giremedik ama binayı fotoğraflayalım dedik. 1879’da inşa edilmiş, Neo Gotik tarzdaki bu bronz kapılı hafif karanlık binayı gece çekmek pek kolay olmadı.100m aşan ikiz kuleleri olan bu yapıyı da görmeden dönmemiş olduk. Tek çekim yapmaya gelen de biz değildik. Dekolte giyimli bir mankenin de katalog çekimleri yapılıyordu. Böyle de bir şeye ilk kez şahit olmuş olduk. Şaşırmadık. Newyork burası en’lerin ve de ilklerin şehri.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 6-663x1024.jpg

Times Square, NewYork Times’ın 1904 yılında, yılbaşı gecesi, meydandaki yeni binalarına taşınmaları ve bu başlangıçlarını havai fişek gösterisiyle şenlendirmeleri yeni bir geleneğin miladı olmuştur. Bu tarihten sonra her yıl benzer kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. Yılbaşı geceleri binlerce kişi meydanda toplanır ve ışıklı topu seyreder. Yoğun trafiği ve taksileriyle de ünlüdür. Yalnızca yeni yıllarda değil, her akşam canlı, renkli, ışıl ışıl, şıkır şıkır bu meydana hava karardıktan sonra gidin. Yüksek sezonda ayakta duracak yer bile bulamayacaksınız emin olun. Ama bu atmosfere dalmazsanız Newyork’a gelmiş sayılmazsınız. Biz biraz takılıp Hard Rock Cafesiz yapamam deyip oraya kapağı attık.

Broadway Müzikalleri’nin sergilendiği caddeyi gezdik. NewYork’ta yapılacaklar listesine başına ekleyebilirsiniz. Ağırlıklı olduğu için müzikal dedim ama tiyatro performansları da sergileniyor tabiki. Çoğu da uzun soluklu. Müzikallerden en ünlüsü de “Phantom of the Opera”. Biletinizi de önceden almanız gerekiyor.

https://www.broadway.com

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 7-1024x707.jpg

Grand Central Station, ABD’de trenle seyahatin en popüler olduğu tarihlerde inşa edilmiştir. Platform sayısı bakımından halen dünyanın en büyük tren garıdır. Binanın ortasındaki yuvarlak danışma gişesi çok şık, tepesinde opal bir saat var ve 20 milyon dolar değerinde olduğu söyleniyor. Bu saat Newyorkluların buluşma noktası, Kadıköy’deki bizim boğa heykeli gibi anlayacağınız. Bir çok klasik filme ev sahipliği yapmış bu bina, bizi gerçekten çok heyecanlandırdı. İçeriye girince film setinin ortasında gibi hissettik. Süperman yanımızdan uçup geçebilir, Cary Grant telefon kulübesinde çıkabilir gibi geldi. Gişedeki şapkalı kadının bir an Ingred Bergman olduğunu hayal ettim. Merdivenlerden de Kevin Costner inse fena olmazdı. Hatta silahını bile doğrultsa razıydım. Hitchcock gelmedi ki soralım kaç film çektin burada diye. Newyork birçok filme ev sahipliği yapmış bir şehir. Hatta meraklıysanız Klasik film mekanları turu yapanlar da var. Biz buraya akşam geç saatte gelmeyi tercih ettik, rahat çekim yapabilmek için. Şehrin ruhunu hissetmeniz adına, gün içerisinde yoğun saatlerde gelmenizi size tavsiye ederim. Hatta öğünlerinizden birini burada da yiyebilirsiniz. Cafe ve restaurantlar mevcut. Çekim yaptıktan sonra peronlara da
çabucak bakıp ziyaretimizi tamamladık. Washington Dc trenimiz bu gardan kalkmadığı için hüzünlü bir şekilde garla vedalaştık.

Bryant Park, NewYork Halk Kütüphanesi’nin hemen arkasında, yorgunluk atabileceğiniz çok büyük olmayan bir park. Yani Newyork’un enlerine kıyasla demek istedim. Aslında küçük değil. Çevresinde cafeler, büfeler ve bir de yemek marketi var. Kütüphanede ders çalışan öğrencilerin mola yeri. Çok canlı bir park, sabahları spor yapanlar, kahvesini kapıp gazete okuyanlar, çimenlere yan gelip yatanlar, yemek kutularını alıp gelenler herkes burada. Kışın puz pateni pisti olarak kullanılıyormuş. Yeri gelmişken küçük bir tavsiye daha vereyim. Çantanızda ince bir şal bulundurun. Yaz aylarında gün boyunca çok amaçlı olarak kullandığınızı göreceksiniz. Ben küçük bir çantayla gezmeyi severim. Benim gibiyseniz şifon tüy gibi hafif hiç yer kaplamayan bir şal bile işinizi görecektir. Öncelikle Amerikalılar klimaya tapıyorlar, kapalı ortamlar bana göre buz gibiydi. Yazın dışarısı sıcak olduğundan ince kıyafetlerle gezeceksiniz. Kapalı ortamlarda bu şal kurtarıcınız olacak. Ayrıca gün boyunca gezerken yemek ve kahve araları vermek üzere her ne kadar oturup dinlensenizde, ayaklarınızı uzatmadığınız sürece yeterli olmayacaktır. Braynt Park tam da bunun için ideal, şalınızı çıkartıp çimlere serip uzanabilirsiniz. Otel ne güne duruyor, arada gidip dinlenirim demeyin. Rotanızı bozmak istiyorsanız siz bilirsiniz tabi.

NewYork Halk Kütüphanesi, Zamanımız varsa gittiğimiz şehirlerde kütüphaneleri de mutlaka ziyaret ederiz. Kütüphaneler şehrin aynasıdır adeta. NewYork’taki bu muhteşem bina, 1895 yılında açılmış ve Abd’nin en büyük üçüncü kütüphanesi. The Stephen A. Schwarzman Binası’nın en güzel bölümü de Rose okuma odası. Kolonsuz bina gerçekten çok ferah bir atmosfer yaratmış. Bir daha dünyaya gelirsem NewYork’ta okurum dedirttiriyor insana. Çalışma odaları ve ana okuma odası tıklım tıklım doluydu. Birçok da turist vardı. Çabucak ama sessizce görüntüleyip çıktık.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 8-1024x842.jpg

China Town, Newyork’a en fazla göç sanırım uzakdoğudan oluyor. İstatistiklere bakmadım ama gözümün gördüğünü yazıyorum. Şehir merkezinde Siyahlardan çoklar, hatta Amerikalılardan bile çoklar. Çin mahallesi hemen her yerde vardır. Buradaki oldukça büyük. Manhattan adasının güney ucunda, merkeze biraz uzak gibi göründüğünden, sabah ilk iş, yemeği de orada yeriz düşüncesiyle metroyla gittik. Normalde çin yemeklerine bayılırız diyemem ama arada bir severek yeriz. Açık alanlarda satılan yiyecekler, manavlar, pazarlar, renkli evler değişik, görmeye değer. Ne kadar zaman geçireceğiniz de size kalmış. Akşamları daha canlı oluyormuş. Bizi pek cezbetmedi çok kalmadık. Yürüyerek dönmeye karar verdik. Midtown’a kadar yolumuzun üzerindeki mahalleleri de bahaneyle gezeriz dedik. Metroyla gezerken şehri kaçırabiliyorsunuz. Çin mahallesinin hemen yakınındaki (Little Italy) İtalyan Mahallesi’nde çok şık bir cafede yemek yedik. Burası planımızda yoktu. Çin gibi büyük bir mahalle değil. Ama bize göre daha güzeldi. Ardından “South of Houston Street” Soho’nun şık alışveriş caddelerini gezdik. Burada ki eski binalar merkeze göre farklı bir şehre geldiğinizi düşündürüyor. Washington Square Park ve dört bir tarafını binalarıyla kale gibi saran Newyork Üniversitesi’ne kadar yürüdük. Parkda sokak müzisyenini dinledik dinlendik. Çok yorulduğumuzu fark ettik. Midtown’a metroyla döndük.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 9.png

Brooklyn Köprüsü, NewYork’ta o kadar çok gezilip görülmesi gereken yer var ki. Hele bir de bizim gibi yürüyerek gezmeyi seviyorsanız planınıza tam olarak uymak biraz imkansız gibi. Brooklyn Köprüsüne vardığımızda hava kararmıştı. Metroyla köprünün Manhattan bağlantısına kadar gittik ve boydan boya bu tarihi köprüyü yürüyerek geçtik. Köprünün ortasından şehrin gece görüntülerini aldık. Gündüz terar gelecek zamanımız yok diye üzüldük. Bir sonra ki ziyaretimiz için yapılacaklar listesine ekledik. Biz bu uzun köprüyü yüreyerek geçtik ve her adımında harika hissettik.. Ama siz isterseniz günlük otobüs veya bisiklet turlarına katılabilirsiniz.

Köprü, 15 milyon dolarlık bir bütçe ile, 1883 yılında açılmış ve 13 yılda tamamlanmış. O tarihlerde de dünyanın en geniş asma köprüsüymüş. Köprünün kuleleri de yalnızca birkaç yıllığına ülkenin en yüksek yapısı olarak kalmış. Akşam yemeği için başka planlarımız vardı ancak geç saatlerde bu yakada kalakalınca yemeğimizi de yiyelim bari dedik. Zaten denemek istediğimiz Shake Shack’e gittik. Bize kötü hamburger zincirlerini gönderen ülke iyisini kendisine saklamış belli ki, çok memnun kalktık.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 10-1024x768.jpg

Ertesi sabah ilk önce tekne turu yapmak üzere, Hudson Nehri kıyısına doğru yollandık. Limana varır varmaz karşımıza Intrepid Uçak Gemisi çıktı. Canel heyecandan kuş olup uçtu bu muazzam büyüklükteki geminin üzerine kondu. Ben her ne kadar nehir turuna geç kalıyoruz desem de dinletemedim. Neyse bir sonraki tura yetişiriz dedik ve gişenin önündeki kuyruğa takıldık. Siz de Intrepid Sea & Air & Space Museum’u listenize almak isterseniz önceden biletini alabilirsiniz ve $33 dolara geçmişte yolculuk yapabilirsiniz. https://www.intrepidmuseum.org

Müze de neler mi var? 2. Dünya savaşında kullanılmış uçak gemisinden, deniz altısına, uçaklardan, uzay mekiğine kadar iyi ki gitmişiz diyeceğiniz çok şey var. Deniz bölümünde savaşa bizzat katılmış kaptanlarla, Uzay bölümünde de uzaya çıkmış astronatlarla sohbet etmek şansınız var. Yalnızca TV ekranlarında gördüğünüz, belki de çoçukluk hayaliniz olan Enterprise’a dokunma şansınız var. Çok büyük bir alana yayılmış olduğundan galerileri rahat ziyaret ediyorsunuz. Denizaltının içerisine girmek isterseniz kuyruk beklemek durumunda kalıyorsunuz o kadar. Sabah erken saatleri tercih ederseniz daha rahat gezebilirsiniz. Ayrıca Intrepid’in güvertesinden şehrin manzarasını da seyredebilirsiniz. 3 saatimizi verdik ama her saniyesine değdi diyerek Nehir turu iskelesine doğru geçtik.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 11-1024x768.jpg

Tur saatlerini önceden not aldığımızdan çok beklemedik. Ancak öğle saatine kaldık. Yine de teknenin üst katındaki açık alanı tercih ettik. Tekne turu için şapkanız yeterli olmayabilir, uzun olan tam tura katılacaksanız şemsiye de bulundurmanızı tavsiye ederim. Biz Manhattan Adasını tam turlayan tekneyi tercih ettik. Özgürlük anıtının çok yakınından geçtik. Gündüz göremedik diye üzüldüğümüz Brooklyn Köprüsünün altından geçtik. Rehberli ve barlı bir tekneydi. Rehberi dinledik ama tur boyunca içkiyle vakit harcayamadık. Hiç bir kareyi kaçırmak istemedik. Biz şehri kendimiz gezdiğimiz için tek tekne turu satın aldık. Siz isterseniz birkaç günlük, otobüs ve tekne içeren çeşitli kombinasyonlardaki turlardan satın alabilirsiniz. Hatta önceden alırsanız daha ekonomik de olabilir. Birden fazla firma var tur organize eden. https://www.newyorksightseeing.com Hatta özel tur da yapabilirsiniz bütçenize kalmış. https://www.newyorkharbortours.com

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 12-1-1024x768.jpg

Central Park da şehrin sembollerinden biridir. En ünlü şehir parkı olduğundan her yıl 25 milyon ziyaretçisi olduğu söylenmektedir. Bu park gerçekten yaşıyor inanın. Turistler belki yalnızca gezmek ve dinlenmek için geliyorlar ama şehirliler çok farklı yaşatıyorlar bu parkı. Çoluk çocuk, genci yaşlısı, okul grupları kulüpleri, sporcuları, piknikçileri her daim gün boyu hareket halindeler. Biz de parka son gün akşam üzeri geldik. Uzun bir yürüyüşten sonra çimlere yayıldık. Gece yarısından sonra trene bineceğimiz için dinlendik, hatta biraz da kestirdik. Antrenman yapan çocukları seyrettik. Videolar, fotoğraflar çektik. Kahve keyfi yaptık. Parkın en farklı yanı mekanlarla doldurulmamış olması. Tamamen yeşil bırakılmış. Gezdiğim bölgesi bu şekildeydi desem daha doğru olur. Parkın güneyinden Jacqueline Kennedy Onassis yapay gölüne kadar yürüdük ve İçecek ve ufak şeyler satan seyyar satıcılar ve tek bir mekan gördük. Parkın girişinde Yiyecek marketlerinden karton kutularla yiyeceklerinizi içeceklerinizi alıp geliyorsunuz. Burada piknik yapmayı düşünüyorsanız eğer, önce biraz gezip sonra gidip alayım demeyin sakın. O kadar büyük bir park ki açlıktan ölseniz geri dönmezsiniz emin olun. Ben tercih etmiyorum ama en güzeli parkı bisikletle gezmek. 1857 yılından beri bu güzellikte korunmayı başarmış olan bu parkta, uzun zaman geçirince duygularım tavan yaptı. Bir şeyler karaladım;

Central Park'a aşık olmak 
Yediden yetmise spor yapmak var, 
Bahane yok
Şehrin kalabalığından uzaklaşmak var, 
Gürültü yapmak yok
Acıkınca atıştırmalık hotdog var, 
Mangal yakmak yok
Yorulunca çimlere serilmek var, 
Çadır kurmak yok
Geri dönüşüm kutuları var,
Çevreyi kirletmek yok
Sincaplar var, 
Terk edilmiş canlar yok
Saygı var, 
Huzursuzluk yok
Central Park'a aşık olmak var...

THE END

Tüm bunlar haricinde gezebileceğiniz yerler, Bizim de ikinci ziyaret listemize aldığımız, Wall Street Caddeleri, National Memorial & Museum, birbirini tamamlayan kardeş iki müze olan, Metropolitan Museum of Art & Museum of Modern Art, American museum of natural history, Solomon Guggenheim’ın modern sanat yapıtlarından oluşan koleksiyonun sergilendiği, Solomon R. Guggenheim Museum . Ve Bronx Zoo; biz hayvanların sergilenmesine de, herhangi bir şey için kullanılmasına da, satılmasına da, her türlü ticari amaçla kullanılmasına da karşıyız. Onun için hiç bir yerde gitmeyiz. Ama Newyork’ta gezi listesinde Bronx Zoo’da var. Tercih sizin.

Son olarak da, tavsiyelerimi yazımın içine serpiştirdim genellikle. Şöyle bir özet geçeyim. Gezi planınızı önceden yapın. Ziyaret edeceğiniz performansların, spor müsabakalarının, turların ve giriş biletleriin hepsini online alın. Önceden alınca her şey daha ekonomik oluyor ve zaman kaybetmiyorsunuz. Şehirde uzun kalacaksanız, müzelere giriş yapacaksanız, tekne turu yapacaksanız ve tur otobüslerini kullanacaksanız City Pass kartı alın. Yüksek oranda indirimler alabilirsiniz. Otel ve Restaurantların isimlerini genellikle yazmayı tercih etmiyorum. Özelden soranlara cevap vermeye çalışıyorum. Ama Newyork için bir istisna yapmak isterim. Otelinizde kahvaltı yoksa merkezi caddelerdeki kahvaltı salonları, açık büfeler, fast foodlar bana göre değil diyorsanız, Penelope çok güzel http://www.penelopenyc.com Şehrin en kalabalık bölgesinden ve yemek kokularından uzaklaşıp çok lezzeti bir kahvaltıyı keyifle yapabileceğiniz hoş bir mekan.

Bu şehri anlatırken çok fazla en kelimesini kullanmak zorunda kaldım. Ama Amerika burası , en’lerin ülkesi ve NewYork NewYork’ta Amerika’nın en fazla en’leri olan şehri. Tüm bu anlattıklarımı 2 dakikanızı ayırarak YouTube kanalımda da izleyebilirsiniz.

BUYURUN SİZE CİBALİ

Buyurun size Cibali

Cebe Ali’si,  Kapısı, Karakolu…
Kadir Has Üniversitesi, Rezan Has Müzesi…
Tütün Fabrikası, Toprağın Mirası Sergisi…
Cafeler, Meyhaneler…
Bir lokmacık mahalleye neler sığmış neler…
İskelesi, Haliçi…
Üstüne bir de manzarasıyla İstanbul ziyafeti…
Buyurun size Cibali..

Cibali, Haliç kıyısından Zeyrek  ve Unkapanına kadar olan bölgededir.   Bizans surlarının ardındaki İstanbul’un en eski yerleşim yeridir. Zamanında “Altın Boynuz” diye anılan Haliç’in dibinde bir limandır ve dolayısıyla hareketli bir ticaretin merkezidir. İstanbul’un fethinden sonra gelişmeye başlamıştır. Reislerin köşk yaptırdıkları bölgedir.

Tarihte yangınlarıyla meşhur olan mahalleye,  Cibali Kapısından giriyoruz, kapı araçların geçebileceği yükseklikte.  Adını, Bursalı bir subaşı olan Fatih’in komutanlarından “Cebe Ali”’den alıyor. Evliya Çelebiye göre, Ali giydiği cübbe nedeniyle Cebe  adını taşıyor. Öldüğünde bu kapının yanı başına gömülüyor ve mezarı türbeye dönüşüyor. Sonraları kapının hemen dibine karakol yapılıyor. Hani siyah beyaz yeşilçam filmlerinin çekildiği, rahmeti Muammer Karaca ve Nejat Uygur’un sergiledikleri  oyuna  konu olan ünlü “Cibali Karakolu.”  Türbe bu eski binanın içerisinde unutulmaya yüz tutmuş. Bina da unutulmuş gerçi ya. Bizanstan kalma kapı kırık dökük de olsa ayakta kalmak savaşında. Kapının sol tarafındaki çeşme restore edilmiş ama keşke hiç dokunmasalarmış. Yepyeni pırıl pırıl yapmışlar tarihi çeşmeyi. Değerlerimize sahip çıkamamamız ne kadar üzücü.

Fener ve Balat Mahalleleri popüler oldu son yıllarda. Sosyal medya sağolsun, sayesinde her gün artan cafeler açıldı. Tarihi ve kültürel dokusu da  bozulmadı şimdilik. Kadir Has Üniversitesi’nin de etkisini unutmamak lazım. Gençler canlandırdılar bu semtleri. Size tavsiyem buralara gezmeyi planlıyorsanız Cibali’den başlayın. Aracınızla da gelebilirsiniz. Biz Anadolu yakalılar çekiniriz karşıya arabayla geçmeye. Park derttir birçok semtimizde.  Cibali kapısı’ndan geçip sağa kıvrılırsanız oto park var ama çok küçük. Biz de Pazartesi sendromu yok biliyorsunuz. İstanbul semtlerini hafta sonu yoğunluğu olmadan gezebiliyoruz. Cibali’den Balat’a doğru, Fener İskelesine gelmeden Haliç kenarında  Belediye sosyal tesislerinin otoparkı da var. Aracınızı bıraktıktan sonra çok yürümeyecesiniz merak etmeyin,  şimdi yazacağım yerlerin hepsi iç içe.

Kapıdan geçtikten sonra dar sokaklarda biraz gezinin. Bir kaç şirin cafe var ama hemen mola vermeyin daha manzaralı yerler var yazacağım. Sonra Kadir Has Üniversitesi’ne geçin. Üniversite, Kadir Has Vakfı tarafından 1997’de kurulmuş. Selimpaşa Kampüsü 1998’de, hemen bir yıl sonra da Haliç kampüsünün inşasına başlanmış. Haliç kıyısındaki tarihi Cibali Sigara FabrikasıBinası’na sahip çıkan, Kadir Has’ı rahmetle anıyoruz. Bir zamanlar tütün işlenip satılan bu binada artık eğitim veriliyor. 1884 yılında kurulan Cibali Tütün Fabrikası, Cibali’nin yangınları kadar meşhur bir bina. 45 yıl Fransızların işletmesinden sonra Cumhuriyetin kurulmasından sonra devlete geçmiş. Bölgenin geçim kaynağı olmuş. 1500’ü kadın olmak üzere yaklaşık 2200 kişi çalışmış. Hastanesinden lokantasına, polisinden sendikasına kendi içerisinde bir şehir olmuş adeta. 1997’de de Maliye Bakanlığı tarafından Kadir Has Vakfına satılmış. Ana dokusu bozulmadan restore edilmiş. 2002 yılından beri de,  üniversitenin ana kampüsü olarak yüzlerce üniversiteliye ev sahipliği yapıyor. Siz de binanın haliç cephesinden manzarayı seyredin,  varsa merakınız fotoğraflayın ve hikayenizi hemen atın  bekletmeyin. Birikince  zor oluyor ayıklaması. Benden söylemesi.

Binanın sağında Rezan Has Müzesi’nde, 2008 yılından beri fabrikaya ait makinalar, eşyalar, belgeler sergileniyor. Döneme ait fotoğraflar fabrikanın ruhunu yaşatıyor. Müzenin Zemin katında ise, Toprağın Mirası sergisi yer almakta. Zeminde binanın tarihi taş ve duvarları olduğu gibi korunmuş. Burada Neolotik dönemden Selçuklu’ya kadar uzanan arkeolojik bir koleksiyon var. Su sarnıcı bölümü düzenlendiği için şu anda geçilemiyor.  Kişi başı 5 TL ödeyerek müzeyi gezebilirsiniz. Kendi bünyesinde bir rehber yok. Ama her bölüm detaylı bir şekilde anlatılmış. Ayrıca You Tube kanalımda da 5 dakikalık bir video ile sizi müzede gezdiriyorum. 2. Videoda da günün kısacık bir özet yayını var. İyi seyirler….


Artık bir kahveyi hakettiniz.  Cibali’den sonra yönümüzü Aya Kapısı’na doğru çevirin. Nev’i Cafe’nin terasında haliçi seyredip keyip yapın. Sonra Fener ve Balat’ı gezin. Tekrar geri dönün. Arabanızı da zaten Cibali’ye bırakmıştınız ya… Bir meyhane seçin, akşam üzeri rakısı yapın. Arabayı kim kullanacaksa abartmasın bir tek içsin söz mü? Biz aslında Hotel Troya Balat’ın girişindeki meşhur Barba Vasilis Meyhane’sine gidecektik. Ama hava o kadar açıktı ki, Cibali Balık Restaurant’ın manzaralı terasını tercih ettik. Çok da keyif aldık. Her akşam fasıl yapılan bu meyhaneler yoğun ilgi görüyormuş öğrendik. Siz canınız hangisini istiyorsa onu seçin. Mezelerin, ara sıcakların, balıkların tadına bakın. Gündüz rakısı dedim ama isterseniz akşam gidip fasıla katılın. Ben de size Aya Kapısı, Kliseler, Fener, Balat’ı yazayım. Bir ara yayınlarım.     “Gezip gördüğüm, yediğim içtiğim hepsi sizin de olsun”. Sevgilerimle….

Fotoğraflar Facebook  sayfamda

https://www.facebook.com/pg/ufukozbeyeligul/photos/?tab=album&album_id=1509818509154704

Gezip gördüğüm, yediğim içtiğim hepsi sizin de olsun


GEZİP GÖRDÜĞÜM YEDİĞİM İÇTİĞİM HEPSİ SİZİN DE OLSUN

Blogger olacaksan ilk önce kendi hakkında yazacaksın dediler. Peki dedim yazıyorum.  Evliyim eşim dişhekimi,  bir de kızım var üniversiteli, milli sporcudur aynı zamanda kendisi.   Erenköy Kız Lisesi ve İÜ İşletme fakültesinden falan mezun oldum. Pazarlama Araştırmaları üzerine MBA de yaptım. Aslen  Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olmaktayım. Baba mesleğidir dedim bağrıma bastım.    Ama hiç mi hiç mutlu    olamadım. Masa başı bana göre değil, ben dünyayı gezmeliyim düşüncesiyle turizm işine atıldım. Kızım daha bebiş nasıl olsa, nerede olsa büyür dedim yollara döküldüm. O zaman sosyal medya yok tabi. Olsa fenomen olurduk garanti. Aklı çok ermediğinden olsa gerek hiç kıymetini bilemedi. Minnacıktı pasaportu damga doldu.  Soranlara da dünyadaki bütün atlı adam heykellerini gezmek  zorundayız  deyip, dert yanar dururdu. Çok şükür bir de ailem var benim,  jokerlerim olurlardı her daim.
Saymadım gezdiklerimi kaç tane… Onlarca ülke,  yüzlerce şehir olmuştur herhalde. Acente kurdum dünyayı opere ettim, otellerde yönetici  de oldum, en sonunda emekli de. Böylece yıllar yılları kovaladı, arşivim doldu taştı. Bütün bunları yazma zamanı geldi çattı….Ortaya  blog sayfam çıktı. “Kuzguna yavrusu güzel görünürmüş” derler…Güzel diyoruz  aslı şahin… İnsan kendi yaptığı şeyi, emek verdiği işi bütün kusurlarına rağmen sever anlamında… Artık güzel mi, şahin mi, kusurlu mu bilemem  sayfamı seviyorum. Yıllarca edindiğim acı tatlı tecrübelerimi, yaşadıklarımı, gezip gördüklerimi, anılarımı, yeyip içtiklerimi, eğlenip coştuklarımı, fotoğraf karelerimi ve videolarımı burada aktarmaya çalışacağım. Tavsiye tadında olacak yazdıklarım. Sizi tarihe falan boğmayacağım. Merak etmeyin yalnızca arşiv de paylaşmayacağım.  Dünya küçük derler ya, yok valla hiç de küçük değil. Haritada işaretleyince gezdiklerimi bir lokmacık gibi oldu hepsi. Daha çok lokmalar var tadacağım ve aktaracağım.
Huzurlarınızda @ufukname #ufkunseyahatnamesi; umarım seversiniz. Çok bayılmazsanız da idare edin ne yapalım emeklilik işte yuvarlanıp gidiyorum. Sizi de yanımda götürmek istiyorum.
“Gezip gördüğüm, yediğim içtiğim hepsi sizin de olsun”.
UFUK ÖZBEY ELİGÜL