İSTANBUL’un ÜÇÜNCÜ TEPESİ SÜLEYMANİYE

KANUNİ’nin SEMTİ SÜLEYMANİYE NİYE HÜZÜNLENDİRDİ BENİ ?

Hey gidi Kanuni bu sokaklarda dolaşırken mi yazdın o muazzam şiirlerini. Hürrem’e  aşk mektupları bu meydanlarda mı ilham buldu, kaleme geldi. Yaptığın ziynet eserlerini, mücevherlerini bu tepeden İstanbul’u seyrederken mi tasarladın. Osmanlı’ya en uzun sen hükmettin ya, senin kudretin mi yansıdı bu semte… Ondan mı etkilendim ben, ayrılamadım geçen gün buralardan. Yoksa yeniden yapılanacak deyip kırık dökük bırakılmış arka sokaklar neden ilgimi çeksin. Döneme ait birkaç sokakta tarihi ahşap evler kalmış. Hepsi alık soluk olmuş. Bakımsızlıktan çürümüş. Camların dışlarına, sokaklara gerilmiş iplerdeki çamaşırlardan belli ki, hala yaşam var aslında içlerinde. İyi ki terketmemiş bazıları buraları. İyi ki yaşatıyorlar bu semti sallan yuvarlan da olsa. Taş binalar dimdik ayakta kalmış da, iyi ki açılmış birkaç kafe lokanta. Çekmiş İstanbul’u ve Haliç manzarasını seyretmek isteyenleri kendilerine. Süleymaniye Camii’ni, Türbesi’ni ve Meydanlarını dolduran yerli ve yabancı turistler yok bu yokuşlu sokaklarda. Sultanahmet’teki Soğukçeşme sokağı gibi restore edilip korunmalıydı oysa. Yakışıyor mu bu hali koskoca Osmanlı’nın en büyük hükümdarının adını aldığı semte. Hüzünlendirdin beni Süleymaniye.

SÜLEYMANİYE’de BİR GÜN

Adını Süleymaniye Camii’nden alan, İstanbul’un en eski semtlerinden birisidir Süleymaniye. Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli devrine şahitlik yapmıştır. “Muhteşem Yüzyıl” dizisini seyretmeyeniniz yoktur herhalde. Bu semtte yokuşları tırmanırken, sokaklarında gezinirken, ahşap evleriyle kucaklaşırken, taş binaların içlerinde teraslarına çıkmak için merdivenlerini tırmanırken dizi setinin içindeymişsiniz gibi hissettiriyor bu semt.

1 Mayıs bayramını fırsat bilerek kardeşlerim Ümit ve Umut’la ve yeğenim Ceylin’le dolaştık buralarda. Erkek kardeşim iş için yurt dışına gidecek yakın bir tarihte. Hem bizimle hem de İstanbul’la vedalaşsın istedik. Yanımda fotoğraf makinam da yoktu. Birkaç foto çekeyim dedim fırsat bu fırsat. Ne zamandır gelmek istiyordum Haliç manzaralı kafelerine. Cihangir yazımda da yazmıştım ya ben tepeleri, teras kafeleri severim diye. Haliç Teras Cafe’de buluştuk. Kahve keyfi yaptık. Sonra dolaştık bütün sokaklarını. Ceylin’le itiş tepiş bir halde çektim bu totoğrafları şip şak. Bu seferlik idare edin artık. Yakında Canel’le gelip tekrar çekeriz elbet.

Sonra Yürüdük Süleymaniye Camii’ne kadar. Selam ettik Kanuni’ye türbesinde. Dua da ettik gelmişken. Oradan Beyazıt Meydanı’nda yemledik güvercinleri. Ceylin kuşlarla oynarken ben de Üniversite’mi seyrettim uzaktan.

Bunca yol gelmişken Kapalı, Çarşı’ya, Tahtakele’ye, Mısır Çarşısı’na uğramadan olmaz dedik. Çizdik yeni bir yürüyüş rotası. Ceylin biraz söylense de, arada onu hoplata zıplata tamamladık rotamızı. Acıktık, hem de kurt gibi. Eminönü’nde balık mı yesek dedik. Baktık çok kalabalık. Ne olacak canım Galata Köprüsü’nden de geçelim istedik. Geçtik geçmesine de biraz yorgunluktan sürüne sürüne. Karaköy’de iskele’de yedik yemeğimizi. Uzun uzun oturduk, içtik çayımızı. Dinlendik. İstanbul’umuzun güzelliklerinden vapurumuza bindik geçtik kendi Kadıköy yakamıza. Yeni nesil küvet gibi vapura denk gelmediğimiz için de ayrıca mutlu olduk. Bir de baktık ki 19.000 adım atmışız. Eritmişiz çoktan yediklerimizi içtiklerimizi. Vapurda otururken anladık ne kadar yorgun düştüğümüzü.

Umarım bir daha  nasip olur,  üç kardeşin İstanbul’un üçüncü tepesinden başlayıp semt semt gezmesi.

YEDİ TEPELİ İSTANBUL’un ÜÇÜNCÜ TEPESİ SÜLEYMANİYE

Osmanlı İmparatorluğu’na en uzun süre hükmetmiş Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulmuş bir semttir Süleymaniye. İstanbul’un üçünce tepesi diye anılır. Adını Süleymaniye Camii ve Külliyesi’nden alır. İstanbul’un, Haliç’in en güzel manzarasına sahiptir. Osmanlı döneminin en seçkin semtlerinden biridir. 20. Yüzyılda ise semt eski görkemli günlerine veda eder.  Zamanında ulemaların seçkin insanların oturabildiği ve hatta rivayete göre buraya yerleşebilmek için vergi ödedikleri semt  profil değiştirir. 1950’lerden itibaren bütün İstanbul’u etkileyen yoğun göç dalgası, tüm Suriçi İstanbul’da olduğu gibi Süleymaniye’yi de olumsuz etkiler.. Semtin genel görünümü değişir.. Görkemli konaklar yerini, bakımsız harap eski evlere bırakır. Gelir seviyesi düşük ailelere, kişilere, berduşlara mesken olur buralar. Evlerin bir kısmı da sözde yanar, bahaneyle otopark yapılır. Fırsatçılara gelir kaynağı olurken tarihi bir semt yok olur. Sorumluların da ilgisini çekmez bu durum uzun yıllar.

Bazı ahşap köşkler, konaklar İstanbul Üniversite’sinin korumasına ve kullanımına verilmiş durumda. Bunlar daha merkezi yerlerde olanlar. Süleymaniye Bayazıt arasında ana cadde üzerindekiler.

1985 tarihinde semt Unesco tarafından dünya kültür mirası listesine eklenir. Ama bu gelişme de semtin korunmasına fayda sağlamaz. 2010  yılına kadar pek birşey yapılmaz. İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması dolayısıyla Fatih Belediyesi bir proje başlatır. Yüzlerce eski eser binanın, çeşme, cami, han, hamam gibi 23 tane anıt eserin restore edilmesine karar verilir. Semtin tarihi dokusuna uymayan binaların yenilenmesine başlanılır.

Ben sokaklarda gezerken yıkılmış binalara rastladım. Süleymaniye Külliyesi civarındaki İstanbul Üniversitesi’nin tabelası olan binaların dışında bir restorasyon göremedim. Ama başlanmış diye yazılıyor çiziliyor medyada. İnşallah en kısa sürede sonuçlanır diyeceğim ama Unesco’nun el atmasının üzerinden nerdeyse 35 yıl geçmiş. Bu kadar sürede şehir inşa edilebilirdi. Ülkemizde maalesef tarihe kültüre verilen değerin boyutları belli. O açıdan benim fazla bir beklentim yok. Süleymeniye’deki tarihi doku dünyanın başka bir ülkesinde olsaydı, aslına uygun restore edilirdi ve turizm cennetine dönüştürülürdü.

İstanbul’da o kadar çok böyle eski semtimiz var ki. Maalesef hiçbirinin kıymeti bilinmiyor. Turistler birkaç günde gezip kaçıveriyorlar. Düşünsenize Muhteşem Yüzyıl dizisi onlarca ülkede hayranlıkla seyrediliyor. Dizinin geçtiği dönemin semtleri turu yapılsa eminim yoğun ilgi görebilir. Yurt dışı turlarına gidenler bilirler. Bir sürü ekstra kara turları düzenlenir. Şu filmin çekildiği film seti falan gibi. Yüzlerce Euro ödeyip meraktan gidenler çok olur bu turlara.

Neyse olumlu düşünelim olumlu olsun. Proje planlandığı gibi tarihi dokusuna uygun tamamlansın. Turizme açılsın. Yerliler yabancılar dolsun taşsın. Bol bol para harcasınlar. Semt kalkınsın. Keseler dolsun. Temennimdir.

SÜLEYMANİYE CAMİİ VE KÜLLİYESİ

Rivayete göre Kanuni rüyasında peygamberimiz Hz. Muhammet’i görür. Haliç ve Boğaz’a nazır bir tepede beraberlerdir. Peygamberimiz Süleyman’a tepeye bir cami yaptırmasından söz eder. Konumunu da tarif eder.  Ertesi gün Mimar Sinan’ı çağırır padişah. Sinan padişahın rüyasını tarif edercesine bir cami önerisinde bulunur. Kanuni şaşırır tabii ki. Bunun üzerine Sinan dün geceki kutlu ziyaretinizde ben de iki adım arkanızdaydım der. Rivayet işte inanmak size kalmış. Ben inanmadım. Tarihimizde adettentir. Her yeni padişah bir öncekinden daha görkemli bir cami ve külliye yaptırır.

Hangi sebepten yapılmış olursa olsun. Süleymaniye Camii ve Külliyesi İstanbul’un en güzel tarihi eserlerinden birisidir. Mimar Sinan’ın ustalığını sergilediği muazzam bir yapıdır. Süleymaniye Camii ve Külliyesi,  içerisinde çok değerli eserler barındıran Süleymaniye Kütüphanesi de bugün İstanbul Müftülüğü olarak hizmet veriyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın ve Mimar Sinan’ın türbeleri ve devirin önemli şahsiyetlerinin kabirleri  de burada yer almakta.

Caminin avlusunda gezmek insana huzur veriyor. İstanbul’u gezmek istiyorsanız Süleymaniye semtine de bir tam gününüzü ayırmalısınız. Dar sokaklarda gezinirken kaybolmaktan hiç korkmayın. Yokuşlara tırmanın hepsinin sonu Külliyenin veya Caminin bir köşesine çıkacaktır.

Bu semti gezerken çok yürüyecek çok yorulacaksınız. Yine korkmayın mola verip dinleneceğiniz, keyifle Haliç’i ve İstanbul Boğazı’nı seyredeceğiniz manzaralı kafeler sizi bekliyor. Yeditepe, Kubbe-i Aşk, Haliç Teras bunlardan bazıları. Camii’nin çevresinde de yeme içme mekanları var. Manzarayı seyretmek varken ne diye bunları tercih edeceksiniz ki. Yalnız  uyarmadan geçemeyeceğim. Bu kafelerin tamamında nargile içiliyor. Kapalı ortamlarına koku sinmiş durumda. Sıcak havada geziyorsanız açık teraslı olanları tercih edin. Biz Haliç Teras Cafe’de buluştuk. Adı teras ama Haliç tarafında sürgülü camları var. O sırada nargile içen olmadığı halde ben kokudan rahatsız oldum. Sizi bilemem.

Günün sonunda şip şak çektiğim fotoğrafları kısa bir video yaptım. Ufukname YouTube kanalımdan izleyebilirsiniz. Videomun fonunda da, Halit Ergenç’in Muhteşem Yüzyıl dizisinde büyük aşkı Hürrem’e okuduğu  şiirini dinleyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir